Hafızalardan Silinmeyen Bir Hayat Öyküsü Anne Frank

Paylaş
 

Almanya’da yapılan Yahudi Soykırım’ı için, vicdanları sızlatan ve hayat hikayesini okuduğunda birçok kimseyi hüzne boğan bir isim var ki, henüz çocuk yaşta yazmaya başladığı günlüğü, günümüze kadar gelen bir simge haline gelmiştir. Anneliese “Anne” Marie Frank ,  Holokost’ta yaşamlarını kaybetmiş sayıları bir milyonu geçen Yahudi çocuklardan birisidir.

anne_frank

anne_frank

Otto ve Edith Frank’ın çiftinin küçük kızı olarak 12 Haziran 1929’da, Almanya’nın Frankfurt şehrinde dünyaya gelmiştir. Ülkede savaş naraları atılmaya başlayana kadar, yani beş yaşına kadar, Frankfurt dolaylarında bir apartman dairesinde yaşamını sürdüren Anne, anne ve babası ve ablası Margot ile birlikte güzel bir aileye sahip küçük bir kız çocuğuydu. Almanya’da bir banka görevlisi olan baba Frank,  1929 Büyük Buhran’ı ile işleri kötüye gidince, iş bağlantılarının olduğu Hollanda’nın Amsterdam şehrine gelmeye karar veren ve belirli bir zaman sonra ailesini de yanına alan Otto Frank için, Nazilerin 1933’te iktidara gelmesi büyük bir yıkımın başlangıcı olmuştur. Anne, büyükanne ve büyükbabasıyla kaldığı Aachen’den, ailesinin yanına giden son aile ferdidir.

anne_frank ailesi

anne_frank ailesi

Yahudiler, bir azınlık gibi Almanya’da çokça sıkıntılar yaşamış bir topluluktur. Bunların içinde en çok da Hollanda da sıkıntılar yaşamış ve yaşamlarına kısıtlamalar getirilmiştir. Anne, zeki bir çocuk olarak büyümekte ve ablası ile sadece Yahudilerin okuduğu bir okula gitmiştir. Baba Frank, Yahudi olmanın zorluklarını hemen her noktada yaşamış ve bu sebeplerden dolayı kendi kuramadığı şirketinin başına yakın arkadaşını geçirmiştir.

Yaşanan sıkıntılar oldukça hızlanmış ve artık Yahudiler için yaşam bir hayli zor hale gelmişkeni Anne Frank, 14 yaşına geldiğinde ailesiyle birlikte Otto Frank’ın Prinsengracht’taki ofis binasının arkasında bulunan, dışardan bakıldığında kitaplık gibi duran fakat aslında tam bir sığınak görevi gören gizli bölmede saklanmaya başlamıştır. Haziran ayının ilk haftasında, Frank ailesi ile birlikte, Hermann, Auguste, Peter van Pels, ve Fritz Pfeffer adlarını taşıyan dört Hollandalı Yahudi ile birlikte bir apartman dairesinde gizlenmişlerdir. Frakk Ailesi’nin saklanacağı bu yerin oldukça korunaklı olması ve bir risk içermemesi gerekiyordu. Fazla dışarı çıkamayan aileye en büyük yardım, yerin hazırlanmasına büyük destek veren Otto Frank’in arkadaşları ve çalışma arkadaşları, Johannes Kleiman, Victor Kugler, Jan Gies ve Miep Gies  olmuştur. Dostlukları oldukça önemli bir noktada olan bu kişiler, kendi hayatlarını tehlikeye atarak Frank ailesine gıda ve giysi yardımında bulunmuşlardır. Bu ufacık odada, kendi ailesi ve diğer Yahudi ailesiyle birlikte İki yıl boyunca yaşayan Anne Frank, günlüğüne bu oda için “Gizli Oda” diye bahsedecekti. (http://i.hizliresim.com/31LmW9.jpg) Prinsengracht sokağı 263 numaradaki aile şirketine ait ofisin arkasındaki apartmanın çatı katında gizlice yaşayan topluluk, dış dünyayla ilişkilerini Miep Gies yaparak yaşamış ve bir mahkum gibi hayat sürmüşlerdir. Daha sonra, bir ihbar ile dağılan aile, şu gün yaşasa, muhtemelen daha yıllar boyunca orda bir mahkum hayatını sürdürmeyi tercih eder ve birlikte ve hayatta olmayı dilerdi.


Henüz işler bu kadar sarpa sarmamışken, Anne’nin 13. yaş günü kutlandığı sıralarda, kendisine hediye edilen günlüğe içini dökmüş, arkadaşlık kurmuştur. Bu günlükte neredeyse yok yok gibidir. Kendi küçük hayal dünyasıyla gerçek dünyayı oldukça başarılı şekilde harmanyalan Anne, hem ergenliğin getirdiği problemler, hem de savaş içerisinde olmanın psikolojisiyle, 2 yıl boyunca arkadaşlık ettiği bu günlüğüne ‘Kitty’ adını vermiştir. Buradan yola çıkarak, aslında Anne’in yalnız ve paylaşımı zayır bir çocukluk geçirdiğini görmemek mümkün değildir. Anne, her zaman iyi bir kız arkadaş istemiş ve belki de buna hasret şekilde hayata gözlerini yummuştur. Yaşadığı şartlar oldukça zor olan ve nefes almak için bile açılamayan pencerelerin ardında hapis hayatına maruz kalan Anne’in, bir çatı katında yaşarken ve kesinlikle saklanılması gereken, hayat korkusuyla geçirilmiş yıllar içinde buna sahip olması beklenilemezdi.Ergenlik belirtilerini de cesurca günlüğüne aktaran Anne, kendi bedenini tanırken düşüncelerini ve gözlemlerini de oldukça etkin şekilde yazmıştır.

Amsterdam 1940’ta Almanlar tarafından işgal edilmiş ve Temmuz 1942’de, Alman yetkililer ve onların Hollandalı işbirlikçilerinin çalışmaları ile insanlar kamplara toplanmaya başlamış, çoğu insan buralardaki yaşam şartlarına dayanamamış olsa da, bir köle gibi oradan oraya satılmış insan toplulukları oluşmuştur. Bir geçiş kampı olan Westerbork Yahudiler, Almanların işgal ettiği ve ölüm merkezleri olarak adlandırılan, Polonya’daki Auschwitz-Birkenau ve Sobibor bölgesine sürülmüştü. 4 Ağustos 1944, Anne ve ailesi için bir kara gün olarak tarihe geçmiş ve ailenin birbirini birlikte görebildiği son gün olmuştur. Bu tarihte bir ihbar gelmiş ve ihbarın üzerine, aynı gün, Gestapo yetkili SS Çavuş Karl Silbelbauer ve Hollandalı iki yardımcısı Frank ailesi tutuklanmış ve 8 Ağustos’ta Westerbrok’a gönderilmiştir. Bir ay sonra, Eylül 1944’te Franks ailesi ve diğer dört kişiyi, Auschwitz’e sürülmüştür. Ancak, Anne ve ablası Margot’un yaşları tutmuyordu, oldukça küçük kalıyordu. Bu durum, onları çok iyi bir köle seçeneği olarak hazırlamakta olması, çalıştırma amaçlı olarak,  1944 yılı Ekim ayının sonuna doğru Bergen-Belsen toplama kampına götürülmelerine neden olmuştur. Anne, hayatlarındaki en zor günlerde bile umudunu kaybetmeyen, hayat dolu bir insan olmuştur. İşte, en zor günlerini geçirdiği o son günlerinde bile günlüğünü doldururken, umut dolu yazılar yazmış, fakat ihbarla birlikte tüm umutlar sönmüş, sonra da gönderildiği kampa tifüse yakalanarak, ablası gibi bu hastalığı çekmiştir. Eğer bu hastalığa yakalanmasalardı kurtulabilirler miydi düşünceleri herkesin aklından geçmiştir eminim. Çünkü, İngiliz Birlikleri 15 Nisan 1945’te Bergen-Belsen kampına girmiş, bu birlikler diğer insanların hayatını kurtarırken, Anne ve ablası öleli yalnızca birkaç hafta olmuş olacaktır.

Anne ve ablasının hayatları böyle sona ererken, SS yetkilileri, Anne’nin anne babasını da zorunlu çalışma için seçmiş vegönderilmişlerdir. Anne’nin annesi Edith 1945’te, ölmüş ve ailenin anısınnı devam ettirecek olan, kalan son fert Anne’nin babası Otto olmuştur. Hayatta kalmasının en büyük sebebi ise, Kızıl Ordu kampa gelmiş, insanları kurtarmış ve böylelikle savaştan sağ çıkmıştır. Baba Frank, 27 Ocak 1945’te Auschwitz kampında Sovyet Kuvvetleri tarafından serbest bırakılmıştır.

Anne Frank’ın Günlüğü’nün bu günlere ulaşmasının baş mimarları arasında Miep Gies (anne_frank_gunlugu) ve Bep Voskuijl bulunmaktadır. Çünkü, tutuklamanın olduğu o gün, defteri güvence altına almış ve saklamıştır. Anne’in babası savaştan dönene kadar bir hazineyi taşır gibi günlüğü saklayan Miep Gies, onları okumadan baba Otto H. Frank’a teslim etmiştir. Otto Frank, kızının hayalini ve düşüncelerini yaşatmak isteyen bir babaydı. En azından bu şekilde kızını hayatta tutabileceğine inanıyordu. Kızı, birgün iyi bir yazar olmayı hayal ediyordu ve baba Frank de işte tam bu noktada doğru bir karar vererek, uzun bir düşünme sürecinden sonra hayatını kaybetmiş olan kızının arzusunu yerine getirmeye karar verdi.  Bu safça yazılan notları kitap olarak yayımlamaya karar vererek gerekli mercilerle görüştü. Bu düşünceden sonra kitaplaştırılan defter 1947’de yayınlandı. Fakat, cinsellik içeren yazılar o döneme göre biraz müstehcen kaldığından bazı bölümler çıkarılmıştır. Anne Frank 13 yaşından 15 yaşına kadar olan dönemde hayatında olan biten hemen her şeyi kaleme almış, sevdiği ve sevmediği şeyleri, durumları, düşünceleri herşeye kağıda aldığından, daha derlenmiş ve düzenlenmiş hali yayınlanmıştır.

Otto Frank 1980 yılında vefat ettiğinde, kızının ilk notlarını Amsterdam’da savaş belgelerini toplayan Rijks Enstitüsü’ne verilmesini vasiyet etmiştir. Bu, Anne’in yazılarını dönüm noktası olmuş ve günlükler tam metin şeklinde yayınlanmıştır. Artık Anne’in günlüğü bir bütün olarak piyasadaydı. Fakat, durumlar bununla son bulmamıştır ve 90’lı yılların sonunda günlüğün önceden bilinmeyen beş sayfası olduğu ortaya çıkmıştır. Bu 5 sayfa, 8 Şubat 1944 tarihli uzun bir yazıyı barındırmaktadır ve  günlüğün aynı tarihi taşıyan kısmına eklenerek güncellenmiştir.

anne_frank_kitabi

anne_frank_kitabi

Bu günlük, sadece bir kız çocuğunun hayatını anlatan basit bir günlük olamamıştır. Anne Frank’ın düzgün muhakeme yeteneğiyle, o zor yıllarda insanların bulundukları zor şartları tüm çıplaklığıyla ortaya koymuş  ve yaşananlara ayna tutmuştur. Belki de bu nedenlerle Anne hem çok sevilmiş hem de bir yandan eleştirilerin odağı olmuştur. Fakat, sonuç ne olursa olsun oldukça ses getirici bir eser olduğu aşikar olan kitap, savaştan sonra pek çok dilde yayınlanmıştır. Anne Frank’ın bu kadar sembol haline gelmesi büyük bir örnek teşkil etmesi ve Holokost’ta hayatını kaybeden çocukların umudu hâline gelmesidir.

Anne, yazılarını kendi için yazan küçük bir çocukken, savaş bitiminde tutulan günlüklerin toplanacağını öğrendikten sonra daha çok heyecanlanmış ve yazılarını tekrardan gözden geçirerek, düzeltmeler yaparak ve kitap dili oluşturarak yazmaya başlamıştır. İlk sayfalar, tam bir kız çocuğu günlüğü edasında olduğundan biraz sıkıcı gibi şekillense de, ilerleyen zamanlarda Anne’nin kişisel gelişimi gözle görülür derecede artmıştır. Bu kesinlikle tahmin edilemeyecek bir şey değildir elbette. Onun yaşadıklarını yaşayan insanlarda görülmesi doğal olan olgunluk, onu yaşının ilerisine taşımıştır. Her zaman umut dolu bir insan olduğunu belirttiğim Anne, günlüğüne hayallerini yazmayı da ihmal etmemiştir. Günlükte sürekli yazar olmak istediğinin vurgusunu yapan Anne, bu isteği gerçekleşemese de,  yazdığı bu günlükle kalplerde yer etmiş ve küçük yazar olarak hafızalara kazınmıştır. Günlüğün son bulduğu tarih, Anne’in ölüm yolunun başladığı tarih, yani ihbar gününün olduğu tarihe denk gelmektedir.

İnsan hayatı değerlidir. Savaşlar, çıkarlar üzerine kurulmuş vahşi bir oyun sahnesi gibidir. Hiçbir zaman, iyi bir şeyin nedeni olamaz, iyi sonuçlar doğuracak bir sebebi olsa da bu yolda giderken üzüntü ve kederden başka bir şey yaşatmaz. Tonlarca masum çocuk hayatını kaybederken, masumlar bir bir ölürken ve hayalleri elinden alınırken, kazanan olmaz. Bu oyunda herkes kaybeder. Kazanan gibi görünen de kaybeder. Yaşama hakkı, en doğal haktır. Kimsenin elinden alınamaz, alınmamalıdır. Umudun mutluluğuyla açılan güzel perdelerde sahnelenen oyunların olduğu, çocukların ve masum insanların ölmeyip hayata gülümseyebildikleri bir dünya kurmak ister yürekler.. Ne yazıktır ki, dünyayı avuçlarının içinde yönetenler, aynı düşüncede olmayabilirler.. Savaşsız bir dünya için bir tek gülümseme bile yeter..

Google Amcadan Gelen Aramalar:

Bu yazı 1569 kere okundu.
  • Site Yorum
  • Facebook Yorum

Bir yorum bırak

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Bir yorum bırak

mature porno

YAZAR HAKKINDA

Hakkımda Daha Çok Şey Öğrenmek İsteyenler Üst Menüden "Hakkımda" Düğmesinden Veya http://www.nasilyapalim.com/hakkimda Uzantısından Öğrenebilirler....
Kategoriler
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM
Translate:
sorusor
sorusor
Biraz Gülelim :)
kiminbunumara.com-faturaogren.com
%d blogcu bunu beğendi:
mature porno